Brüksel’in Geri Adımı: AI Omnibus ve Avrupa’nın Yapay Zeka Savaşı
- Deniz Dede

- 4 gün önce
- 4 dakikada okunur

Avrupa Birliği, yapay zeka düzenlemesi konusunda uzun süredir kendisini küresel bir öncü olarak konumlandırıyordu. 2024 yazında yürürlüğe giren Yapay Zeka Yasası (AI Act) da bu iddianın en somut göstergesi olarak sunuldu. Risk temelli sınıflandırma, yüksek riskli sistemlere getirilen ağır uyum yükümlülükleri ve AB Yapay Zeka Ofisi’nin denetim yetkisi, Avrupa’yı yapay zeka yönetişiminde norm koyucu aktör hâline getirmişti.
Fakat Kasım 2025’te gündeme gelen “Digital Omnibus on AI” paketi, bu iddianın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Çünkü mesele yalnızca birkaç tarihin ileri alınması değil. Mesele, Avrupa’nın kendi düzenleyici kimliğini ne kadar taşıyabildiğiyle ilgili. Bir başka ifadeyle, AI Omnibus teknik bir takvim revizyonundan çok daha fazlası: Brüksel’in düzenleyici özgüveni ile uygulama kapasitesi arasındaki mesafeyi görünür kılan bir kırılma anı.
Geri Adımın Anatomisi: Ne Değişti?
Paketin merkezinde, yüksek riskli yapay zeka sistemlerine ilişkin yükümlülüklerin ertelenmesi var. Ek III kapsamındaki kullanım temelli yüksek riskli sistemler için yükümlülükler 2 Ağustos 2026’dan 2 Aralık 2027’ye taşınıyor. Ek I kapsamındaki ürün temelli sistemler içinse tarih 2 Ağustos 2027’den 2 Ağustos 2028’e çekiliyor. Ulusal düzenleyici kum havuzlarının kurulması da bir yıl erteleniyor.
Buna karşılık, yapay zeka ile üretilen içeriklere ilişkin filigran yükümlülüklerinde daha sıkı bir çizgi tercih ediliyor. Geçiş süresi altı aydan üç aya indiriliyor ve yükümlülüğün 2 Aralık 2026’da başlaması öngörülüyor. Bu, paketin genel yumuşama eğilimi içinde dikkat çekici bir istisna.
Komisyon’un gerekçesi temelde hazırlık eksikliğine dayanıyor: teknik standartlar henüz tamamlanmadı, ulusal otoriteler her yerde belirlenmedi, uygulama altyapısı hazır değil. Fakat burada kritik bir sorun var. Eğer sorun hazırlıksızlıksa, çözüm hazırlığı hızlandırmak olmalıydı. Brüksel ise bunun yerine takvimi hazırlıksızlığa uydurmayı tercih etti. Bu tercih, Avrupa’nın normatif iddiasını zayıflatan asıl nokta.
Paketin ikinci hattı, AI Yasası ile sektörel mevzuat arasındaki çakışmaları azaltma iddiası taşıyor. Makine ürünleri AI Yasası’nın doğrudan kapsamından çıkarılarak Makine Tüzüğü altında ele alınacak. Tıbbi cihazlar, oyuncaklar ve taşıtlar gibi alanlarda da benzer kapsam sınırlamalarının yolu açılıyor. Bu düzenleme, şirketler açısından daha sade bir mevzuat yapısı yaratabilir; fakat aynı zamanda AI Yasası’nın yatay ve kapsayıcı karakterini de aşındırabilir.
Hassas kişisel verilerin önyargı tespiti ve düzeltilmesi amacıyla işlenmesine ilişkin tartışma ise paketin sınırlarını gösteren önemli bir ayrıntı. Komisyon, “kesinlikle gerekli” ifadesini “gerekli” olarak gevşetmek istedi. Parlamento ve Konsey ise bu noktada daha temkinli davrandı ve daha sıkı formülasyonu korudu. Bu, yasama organlarının en azından temel haklar söz konusu olduğunda Komisyon’un gevşetici çizgisine tamamen teslim olmadığını gösteriyor.
Sağlam Durulan Tek Nokta: Neden Dikkat Yalnızca “Nudifier” Uygulamalarında?
Paketin en dikkat çekici yönlerinden biri, taviz verilmeyen tek belirgin noktanın rıza dışı mahrem görüntü üretimi ve çocuk istismarı materyali üreten yapay zeka sistemleriyle sınırlı kalması. Bu tür sistemlere yönelik yeni yasak, AI Yasası’nın 5. maddesine ekleniyor ve 2 Aralık 2026’da yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Elbette bu yasak gerekli. Ancak asıl soru şu: AB, kamuoyu nezdinde savunması en kolay olan alanda sağlam dururken, ekonomik ve toplumsal etkisi çok daha geniş olan yüksek riskli sistem denetimini neden erteliyor?
Bu seçicilik, düzenleyici kararların yalnızca teknik gerekçelerle değil, siyasi maliyet hesabıyla da şekillendiğini gösteriyor. Rıza dışı mahrem görüntü üretimine karşı çıkmak kolaydır; buna ciddi bir ticari direnç oluşması beklenmez. Oysa yüksek riskli yapay zeka sistemlerini gerçekten denetlemek, şirketlerin iş modellerine, kamu kurumlarının kapasitesine ve piyasanın hızına dokunur. Başka bir ifadeyle, AB sembolik maliyeti düşük olan alanda net bir duruş sergilerken, dönüşüm gücü yüksek olan alanda geri planda kalıyor.
Rekabetçilik Söylemi: Yeni Gerekçe, Eski Gerilim
AI Omnibus’un meşrulaştırıldığı ana zemin, Avrupa’nın rekabetçilik kaygısı. Son yıllarda AB içinde giderek güç kazanan bir görüş var. Bu görüşe göre Avrupa’nın düzenleyici rolü gayet yerinde ve sağlam, fakat yenilik üretme noktasında son derece başarısız. Komisyon’un işletmeler için idari yükü en az yüzde 25, KOBİ’ler içinse en az yüzde 35 azaltma hedefi de bu yaklaşımın parçası.
Bu hat, Mario Draghi’nin Avrupa rekabetçiliği üzerine hazırladığı raporla da uyumlu. Draghi’nin temel uyarısı açıktı. Ona göre Avrupa, düzenleyicilik açısından yaşanan karmaşıklık ve parçalı uygulama yapısı nedeniyle yenilik kapasitesini kaybediyor. Komisyon da bu dili giderek daha fazla benimsiyor. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir ayrım var. Rekabetçilik kaygısı meşrudur. Fakat her rekabetçilik kaygısı, düzenlemeyi ertelemek için gerekçe olamaz. Eğer teknik standartlar eksikse standartlar tamamlanmalı, ulusal otoriteler zayıfsa kapasiteleri güçlendirilmelidir. Ertelemek, bu sorunları çözmez; yalnızca takvimin bir sonraki yaprağına taşır.
Bu nedenle AI Omnibus, Avrupa’nın yapay zeka politikası açısından rahatlatıcı değil, uyarıcı bir gelişme olarak okunmalı. Çünkü aynı gerekçeler 2027’de yeniden masaya gelebilir. Bugün “geçici” denilen erteleme, yarın düzenleyici alışkanlığa dönüşebilir.
“Brüksel Etkisi” Zayıflıyor mu?
AB’nin küresel düzenleyici gücü büyük ölçüde “Brüksel Etkisi” olarak bilinen dinamiğe dayanıyor. Mantık bu noktada oldukça basit. AB pazarına girmek isteyen küresel şirketler, Avrupa standartlarına uyum sağlamak zorunda kalır. Zamanla bu standartlar fiilen küresel norm hâline gelir.

Fakat bu etkinin çalışabilmesi için AB düzenlemelerinin öngörülebilir ve istikrarlı olması gerekir. Bir yasa her kritik uygulama tarihine yaklaşıldığında yeniden müzakereye açılıyorsa, şirketler o yasayı bağlayıcı bir referans noktası olarak görmekte tereddüt eder. Bu noktada mesele artık yalnızca hukuk tekniği değildir. Mesele, Avrupa’nın düzenleyici markasıdır.
Bir düzenleyici aktörün gücü, yalnızca ne yazdığıyla değil, yazdığını ne kadar uyguladığıyla ölçülür. AI Yasası kâğıt üzerinde güçlü kalabilir. Fakat uygulama eşiğine her yaklaşıldığında geri çekilen bir metnin caydırıcılığı zayıflar. Bu da Brüksel Etkisi’nin en önemli sermayesi olan ciddiyet algısını aşındırır.
Sonuç
AI Omnibus’u savunanlar, Yapay Zeka Yasası’nın temel mimarisinin korunduğunu söylüyor. Risk temelli yapının, yüksek riskli sistem mantığının ve genel amaçlı yapay zeka (GPAI) modellerine ilişkin çerçevenin kâğıt üzerinde devam ettiği doğru. Fakat tasarı, bu mimarinin içini esneklikler ve ertelemelerle boşaltıyor. Bir düzenlemenin gücü yalnızca metninden değil, uygulanma kararlılığından gelir. AI Yasası hâlâ dünyanın en kapsamlı yapay zeka düzenlemelerinden biri olabilir. Ancak kapsamlı olmak ile etkili olmak aynı şey değildir. Etki, uygulama başladığında ortaya çıkar.
Bu nedenle asıl sınav Aralık 2027 ve Ağustos 2028’de verilecek. AB bu kez çizgiyi koruyacak mı, yoksa aynı gerekçelerle yeni bir erteleme daha mı gündeme gelecek? Cevap, yalnızca yapay zeka düzenlemesinin geleceğini değil, Avrupa’nın norm koyucu aktör olma iddiasının inandırıcılığını da belirleyecek. Bugün görünen tabloda mimari hâlâ ayakta, fakat uygulama iradesi tartışmalı konumdadır. Avrupa’nın yapay zeka yönetişimindeki en büyük krizi de tam burada başlıyor. Yasaları uygulayacak o irade gösterildiğinde tartışmanın seyri önemli ölçüde değişecektir.



Yorumlar