Neden Savaştalar: Afganistan ve Pakistan
- Siyasi Marka

- 5 gün önce
- 4 dakikada okunur

İki komşu devletin aynı anda hem müttefik hem de düşman sayılabildiği ilişkiler, uluslararası siyasette nadir görülür. Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişki, bu tanıma onlarca yıldır en çarpıcı örneklerden birini oluşturmaktadır. 2026 yılının Şubat ayı sonunda Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, komşusu Afganistan'a karşı resmen "açık savaş" ilan edildiğini duyurdu. "Sabrımızın bardağı taştı. Artık sizinle aramızda açık savaş var." Bu cümle, iki ülke arasında uzun yıllardır birikmeye devam eden sınır anlaşmazlıkları, vekâlet çatışmaları ve stratejik hesapların nihayetinde topyekûn bir askeri çatışmaya dönüştüğünün resmi ilanı niteliğindedir.
Güncel Tablo
Çatışmalar üçüncü haftasına girerken 16 Mart 2026'da dramatik bir tırmanma yaşandı: Afganistan, Pakistan'ın Kabil'deki Omar Bağımlılık Tedavi Hastanesi'ni hava saldırısıyla vurduğunu açıkladı. Taliban yetkilileri saldırının en az 400 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtığını ve 250 kişiyi yaraladığını bildirdi; 2.000 yataklı tesisin büyük bölümünün tahrip edildiğini aktardı. Pakistan ise iddiaları kesinlikle reddederek yalnızca askeri tesisleri hedef aldığını savundu. Al Jazeera, söz konusu kayıp rakamlarını bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtti.
Bu son gelişmeden önce de savaşın yarattığı tablo yeterlince ağırdı. Pakistanlı Bilgi Bakanı Attaullah Tarar, Pakistan'ın 684 Taliban militanını öldürdüğünü açıklarken Afganistan Savunma Bakanlığı Pakistan'ın 100'den fazla asker kaybettiğini öne sürdü; her iki tarafın rakamları da karşı tarafça reddedildi. BMMYK'ya göre çatışmalar nedeniyle Afganistan'da yaklaşık 115.000, Pakistan'da ise 3.000 kişi yerinden edildi.
Çatışmalar yalnızca kara sınırıyla sınırlı kalmadı. Afganistan'ın Pakistan'ın üç noktasına insansız hava aracıyla saldırı düzenlemesinin ardından Pakistan Cumhurbaşkanı Asif Ali Zerdari, Kabil'in "sivilleri hedef alarak kırmızı çizgiyi aştığını" ilan etti. Pakistan askeri, söz konusu insansız hava araçlarını tarif ederken "yerel yapım ve ilkel" ifadelerini kullandı; araçlar hedeflere ulaşmadan düşürüldü, ancak Ketta ve Ravalpindi'de düşen molozlar sivilleri yaraladı.
BM Güvenlik Konseyi oy birliğiyle aldığı kararla Afganistan'daki Taliban yönetimini terörle mücadele çabalarını derhal artırmaya çağırdı. Karar Pakistan'ı doğrudan isimlendirmemekle birlikte Afganistan topraklarından yürütülen tüm terör faaliyetlerini en güçlü ifadelerle kınadı ve UNAMA'nın görevini üç ay daha uzattı.
Buraya Nasıl Geldik: 2021–2026 Dönemi
Mevcut savaşı ani bir şiddet patlamasının ürünü olarak okumak yanıltıcı olur. Süreç, biriken hayal kırıklıkları, kısa ömürlü arabuluculuk girişimleri ve giderek artan gerginlik sarmalından oluşan beş yılın eseridir.
Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'i ele geçirmesi, İslamabad tarafından başlangıçta stratejik bir kazanım olarak değerlendirildi. Pakistan, yıllardır Afgan topraklarındaki Taliban varlığını kendi güvenlik derinliğinin bir parçası olarak görmüştü. Ancak bu hesap kısa sürede boşa çıktı. Taliban yönetimi, Pakistan'ın terör örgütü olarak tanımladığı Tehrik-i-Taliban Pakistan'ı (TTP) sınır dışı etmeyi reddetti. Durand Hattı boyunca sürdürülen tel örgü çekme çalışmaları ise küçük çaplı fakat süregelen sınır çatışmalarının fitilini ateşledi.
Kasım 2025'te TTP, Islamabad'daki bir bölge adliyesinin önünde intihar saldırısı düzenledi; bu gelişme örgütün sınır ötesi kabileler bölgesinin çok ötesine ulaşan erişimini açıkça gözler önüne serdi. Belucistan Kurtuluş Ordusu ise Afganistan'daki üslerinden yürüttüğü iddia edilen operasyonlarla Ocak 2025'te Belucistan'da yaklaşık 50 kişiyi öldüren saldırılar gerçekleştirdi. Ekim 2025'te Katar arabuluculuğuyla kısa süreli bir ateşkes sağlandı; ancak bu ateşkesin pratikte uygulanması son derece kırılgan kaldı ve ardından yürütülen müzakereler kalıcı bir zemin oluşturamadı, düşük yoğunluklu çatışmalar aralıksız devam etti.
Dönüm noktası 2026 yılının başında geldi. Şubat ayında Pakistan; Belucistan'da BLA'nın bir hafta süren kanlı saldırılarına, 6 Şubat'ta Islamabad'da 36 kişiyi öldüren bir Şii camisi bombalı saldırısına ve 16 Şubat'ta Bajaur'da 11 asker ile bir çocuğun hayatını kaybettiği TTP saldırısına sahne oldu. Pakistan, bu saldırıların arkasında Afganistan merkezli grupların olduğunu öne sürerek "stratejik sabır" politikasını fiilen terk etti. 26 Şubat'ta Taliban sınır boyunca Pakistan askeri üslerine saldırı başlatınca Pakistan birkaç saat içinde Kabil, Kandahar ve dört sınır iline yönelik misilleme hava saldırıları düzenledi. New York Times'ın incelediği uydu görüntüleri Kabil'de en az bir mühimmat deposunun isabet aldığını doğruladı.
Savaşın Yapısal Nedenleri
Savaşın arka planında birbiriyle iç içe geçmiş birden fazla yapısal neden yatmaktadır. Bunların en merkezinde TTP meselesi gelmektedir. Pakistan'ın temel şikâyeti nettir: Afganistan'daki Taliban yönetimi TTP'ye güvenli sığınak sağlamakta ve bu grubun Pakistan güvenlik kuvvetlerine yönelik saldırılar düzenlemesine göz yummaktadır. Kabul ile bu militan gruplar arasındaki doğrudan suç ortaklığının boyutu tartışmalıdır. En iyi ihtimalle saldırılardaki artış, Kabil'in kendi sınırları içindeki militan faaliyetleri kontrol etmedeki yetersizliğini yansıtmaktadır; en kötü ihtimalle ise benzer bir muhafazakâr Sünni İslam anlayışını paylaşan Taliban ile TTP arasındaki belirli düzeydeki suç ortaklığına işaret etmektedir.
Durand Hattı anlaşmazlığı bu çatışmaya tarihsel bir derinlik katmaktadır. Afganistan hiçbir zaman 1893'te çizilen ve Pakistan-Afganistan sınırını belirleyen 2.600 kilometrelik Durand Hattı'nı tanımamıştır. Sınır etnik Peştun bölgelerinden geçmekte ve bu nedenle Afgan Peştun milliyetçileri tarafından kesinlikle karşı çıkılmaktadır; nitekim Afganistan, 1947'de BM'ye üyelik oylamasında Pakistan'a karşı oy kullanan tek ülke olmuştur.
Mülteci meselesi bu jeopolitik gerilime insani bir boyut eklemektedir. Yalnızca 2025 yılında tahminen 2,7 milyon Afgan ağırlıklı olarak İran ve Pakistan'dan ülkelerine geri dönerek 2023'ten bu yana nüfusun yüzde 12 artmasına yol açmıştır. Pakistan'dan Afgan mültecilerin zorla sınır dışı edilmesinin mevcut gerginlikler ortamında daha da hız kazanması beklenmektedir.
Son olarak bölgesel güç dengesi hesaplarını göz ardı etmek mümkün değildir. Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Hindistan'ın Afgan topraklarından faaliyet gösteren terör gruplarını "aktif olarak desteklediğini ve himaye ettiğini" açıkça ilan etti. Bu algı, TTP meselesini salt bir iç güvenlik sorunu olmaktan çıkarıp bölgesel bir rekabet çerçevesine yerleştirmektedir.
Öne Çıkan Riskler
Hastane saldırısına ilişkin iddialar uluslararası tepkileri keskin biçimde artırdı. Arabuluculuk çabalarını üstlenen Körfez ülkeleri, bölgeyi derinden sarsan ABD-İsrail-İran savaşının gölgesinde kalmaktadır; bu durum diplomatik kanalları fiilen daraltmaktadır. Pakistan sınırının kapalı olması ve İran üzerinden uzanan ticaret güzergâhının bölgedeki başka çatışma nedeniyle giderek belirsizleşmesiyle Afganistan, her iki uzun kara sınırında eş zamanlı kriz yaşayan bir ülke konumuna düşmüştür.
BM verilerine göre Afganistan nüfusunun neredeyse yarısına denk gelen yaklaşık 22 milyon kişi insani yardıma muhtaçtır; bu kişilerin 11,6 milyondan fazlası çocuktur. 2026 yılı için planlanan 1,71 milyar dolarlık insani yardım çağrısı ise şu ana kadar yalnızca yüzde on oranında karşılanmıştır. Çatışmaların yarattığı bu felç edici tabloya bir de Taliban'ın BM kadın personelinin görevine altı aydır getirdiği yasağın eklenmesi, yardım operasyonlarını sistematik olarak işlevsizleştirmektedir.
Sonuç
Afganistan-Pakistan savaşı, ne ani bir şiddet patlamasının ne de tek bir kararın ürünüdür. Sömürge mirası bir sınır çizgisinden kaynaklanan toprak uyuşmazlığı, vekâlet örgütleri üzerinden yürütülen asimetrik güvenlik rekabeti, zorla geri gönderme politikasından beslenen insani kriz ve bölgesel güç denklemi içindeki stratejik hesaplar; bu unsurların tümü, birbirini besleyen bir kırılganlık sarmalı oluşturmuştur. Kabil'deki hastane saldırısı iddiasıyla birlikte çatışma, artık yalnızca iki devlet arasındaki bir güvenlik krizinin değil; uluslararası insancıl hukukun sınandığı ve bölgesel istikrarsızlığın derinleştiği yeni bir evrenin içindedir.
En kritik güncelleme: 16 Mart'ta Kabil'de bir hastaneye yönelik iddia edilen saldırı ve 400 kayıp haberi. Pakistan inkâr etse de bu gelişme çatışmayı yeni bir boyuta taşıdı. Dilediğin bölümü revize edebiliriz.



Yorumlar