top of page

Röportaj: Bizi Diziler mi Yönetiyor?

  • Yazarın fotoğrafı: Aygün Akifqızı
    Aygün Akifqızı
  • 5 gün önce
  • 5 dakikada okunur

Aşkı, hayatı ve hatta kendini… Gerçekten sen mi seçiyorsun, yoksa izlediklerin mi seçiyor?


Günümüzde diziler, yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkıp güçlü bir kültürel ve psikolojik etki alanına dönüşmüş durumda. Sosyal medyanın da etkisiyle bu içerikler artık sadece izlenmiyor, tartışılıyor, savunuluyor ve hatta günlük hayatımıza taşınıyor.


Peki bu etki ne kadar derin? Diziler gerçekten toplumun değerlerini, ilişkilerini ve bakış açısını değiştirebilir mi? Bu sorulara eğitim psikoloğu Gülnara Mamedova’dan yanıt aldık.


1) Dizi ve filmlerdeki şiddetin sokak, suç, devlet ve hukuk gibi farklı şekillerde gösterilmesi, genç ve yetişkinler üzerinde kötü etki bırakıyor” fikri sizce de doğru mudur?

İnsanlar farklı karakter özellikleriyle dünyaya gelir; herkesin kendine özgü bir mizacı vardır. Bu farklı karakter yapıları çevreden ve sosyal ortamdan aynı şekilde etkilenmez. Ama bir gerçek var ki, insan neye maruz kalıyorsa ondan pay alır. Yani ya olaylara etki edersin ya da olayların etkisi altında kalırsın. İnsan, çevresinin bir bakıma ortalamasıdır. Bir şeyi sürekli duyduğunda, aynı durumu tekrar tekrar yaşadığında ya da bir şey sürekli etrafında olduğunda, bir süre sonra bu durum senin için normalleşmeye başlar. Ama normalleşen her şey doğru mudur? İşte bu, başlı başına tartışılması gereken bir konudur.


2) Kurtlar Vadisi, Çukur veya The Godfather gibi yapımlarda mafya ve suç dünyasının karizmatik ve güçlü gösterilmesi, bilerek yapılan bir şey mi yoksa insanlar mı öyle algılıyor?

Bu soruya kesin ve net bir cevap vermek mümkün değil. Böyle bir cevap vermek de profesyonelce olmaz. Ama genel olarak şunu söyleyebilirim ki burada arz–talep dengesi önemli bir rol oynuyor. Ne gösteriliyorsa, bir süre sonra ona ilgi ve talep oluşuyor. Aynı zamanda neye talep varsa, bir süre sonra yayınlar da onu sunmaya başlıyor. Yani bu karşılıklı etkileşim ister istemez devam ediyor. Tarih boyunca da sistemden memnun olmayan insanlar, kendi adaletlerini sağlamak istemiş ve yaşadıkları dönemin kahramanları olarak görülmüşlerdir. Günümüzde de mafya karakterleriyle benzer bir amaca hizmet edilmiş olabilir.


3) Dizi ve filmlerde “Adalet için yasa dışı yöntemler” işlenmesi, bireylerin hukuk ve adalet anlayışını şekillendirmekte ne kadar etkili olabilir?

Kurallar, yasalar ve cezalar aslında caydırmak, düzen sağlamak ve toplumda bir sistem kurmak içindir. Eğer bir insan kendi “adaletini” yasalara uymadan, kuralları dikkate almadan sağlamaya çalışıyorsa ve bunun karşılığında hiçbir ceza uygulanmıyorsa, bu durum doğal olarak giderek yaygınlaşacaktır. Aksine, yasalar bu konuda açık ve sert bir şekilde uygulanırsa, bu tür davranışların önüne geçmek daha kolay olur ve toplum bu durumdan daha az zarar görür.


4) Neden şiddet uygulayan karakterler aynı zamanda sevilen ve empati kurulan figürler oluyor?

Eğer bir film ya da dizinin kahramanı yasa dışı yollarla yaşayan, mafyatik bir karakterse, onu yalnızca suçlu ve yanlış biri olarak göstermek izleyiciyi cezbetmez. Bu oldukça açıktır. Bu tür karakterlerin ilgi çekici olabilmesi için farklı kimlikleriyle gösterilmeleri gerekir — yani bazı davranışlarıyla izleyicide sempati uyandırabilmelidirler. Gerçek hayatta da durum böyledir: “tamamen iyi” ya da “tamamen kötü” insan diye bir şey yoktur. İnsan, farklı kimliklerden oluşur ve her birinde farklı özellikler, farklı davranışlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle bir karakteri tamamen kötü ya da tamamen yanlış biri olarak sunmak gerçeklikle çok da örtüşmez; bu anlaşılabilir bir durumdur. Yanlış olan ise, sırf izlenme uğruna yanlış bir karaktere fazlasıyla zıt özellikler yazılmasıdır.


5) Bazı yapımlarda aile, mahalle ve sadakat kavramlarının şiddetle iç içe sunulması, bu değerlerin toplumsal anlamını değiştirir mi?

Konkret olarak söylemek gerekirse, merhamet kavramı, şefkat göstermek ve iletişimde nezaket, insanın yaşam tarzıyla doğrudan ilişkilidir. Bunlar sevginin farklı tezahürleridir ve insanın içinde bulunduğu çevreyle yakından bağlantılıdır. Bu açıdan bakıldığında, mafyatik ya da şiddete eğilimli bir karakterin sevgisini sakin ve istikrarlı bir yaşam süren biri gibi ifade edebileceğini söylemek doğru olmaz. Bu iki yaklaşım ve davranış biçimi doğası gereği birbirinden farklıdır ve farklı olmalıdır. Ancak pratikte bunun her zaman böyle olmadığı görülür; bu durum gerçeklik algısının değişmesine, sonrasında çeşitli olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına ve hatta suçlara kadar varan sonuçlara neden olabilir. Kaba bir benzetme olsa da, örnek olarak şunu söyleyebiliriz: Mesela ayı yırtıcı bir hayvandır. Onun sevimli gösterilmesi bu gerçeği değiştirmez, ancak doğasını bilmeyen biri ayıya yaklaşıp kendi sonunu hazırlayabilir… Ayı merhametlidir, ancak bize sunulduğu şekilde değil…


6) Sürekli çatışma, silah ve intikam temalarına maruz kalmak, izleyicide zamanla duyarsızlaşma yaratır mı?

Elbette ki, az önce de belirttiğim gibi, insan neye maruz kalıyorsa ve çevresi nelerden oluşuyorsa, bir süre sonra beyin bunları normalleştirmeye başlıyor. Örneğin benim çocukluk dönemimde film ya da dizilerde herhangi bir fiziksel yakınlık bize oldukça ayıp gelirdi. Bugün ise daha mahrem ve özel sahneler sıradan karşılanıyor ve toplum buna belli ölçüde alışmış durumda. Aynı durum iletişimde, giyimde ve davranışlarda da kendini gösteriyor. Eskiden bir kişinin diğerine küfür etmesi, özellikle çocukların ve kadınların yanında, ciddi rahatsızlık yaratır ve tartışma sebebi sayılırdı. Şimdi ise filmlerde bu tür ifadelere sık sık rastladığımız için ne yazık ki onlar da giderek normalleşiyor ve gençlerin günlük diline yerleşiyor. Bu gerçekten de hassas ve yaralı bir konu.


7) Dizilerdeki karakterlerin sosyal medyada idol haline getirilmesi, özellikle Kurtlar Vadisi veya The Godfather gibi yapımlar üzerinden, gençler açısından ne tür riskler doğurabilir?

Bu risklerin sonuçlarını artık görmeye başladık. Ne yazık ki burada oran meselesi önemlidir. Oran bozulduğunda, bunun doğurduğu olumsuz sonuçlar da artar. Nasıl ki bir toplumda kıyafet satan mağazaların sayısı, gıda ürünleri satan mağazalardan fazla olursa, bu belli anlamda bir dengesizlik olarak görülebilir. Çünkü insanın gıdaya olan ihtiyacı, kıyafete olan ihtiyacından daha temel bir ihtiyaçtır. Aynı yaklaşımı medya içeriklerine de uygulayabiliriz. Sevgiyi, değerleri ve pozitif ilişkileri ön plana çıkaran film ve dizilerin azalması; buna karşılık şiddete eğilimli ve olumsuz davranışları normalmiş gibi sunan içeriklerin çoğalması, “normallik” algısını değiştirebilir. Bu durum ise özellikle yeni nesilde gerçekliğin yanlış algılanmasına ve belli ölçüde değer karmaşasına yol açmaktadır.


8) Şiddetin ana hat olduğu içerikler, bireylerin günlük hayatta çatışma çözme yöntemlerini etkileyebilir mi veya izleyicide toplumsal farkındalık, eleştirel düşünme oluşturabilir mi?

Elbette ki medyanın temel amacı farkındalık oluşturmak olmalıdır. Yani ister mizah, ister müzik, ister çeşitli programlar ve diziler olsun; burada asıl dinamik, insanlarda düşünce ve bilinç oluşturmaktır. Ancak bu farkındalık her zaman aynı yönde şekillenmez; bazen tamamen farklı açılardan sunulabilir. İnsan da herhangi bir olayla karşılaştığında, bilinçaltı düzeyde o duruma vereceği tepkiyi önceki deneyimlerine dayanarak oluşturur. Fakat bu deneyimler her zaman kişinin kendi hayatında yaşadıkları olmayabilir. Hele ki söz konusu kişi genç biriyse… Ne yaşamıştır ki, ne biriktirmiş olsun…. Çoğu zaman insan, başkalarının deneyimlerini gözlemleyerek; yani deneme-yanılma yoluyla değil, aktarımla ve gözlemle öğrenir. Bu kaynaklar televizyon, sosyal medya ya da çevresinden duyduğu hikâyeler olabilir. Böylece oluşan davranışlar, bilinçaltının biriktirdiği “öğrenilmiş deneyimlere” dayanır. Örneğin agresif bir ortama maruz kalan bir genç farklı tepkiler verebilir: ortamdan uzaklaşmayı seçebilir, diyalog kurmaya çalışabilir ya da çevresinde sürekli şiddetle karşılık verildiğini görüyorsa, bunu normal bir tepki modeli olarak kabul edip tekrar etmeye yatkın hale gelebilir. Ne yazık ki insanların “biriktirdikleri”, davranışlarının şekillenmesinde ciddi rol oynar.


9) Avrupa Yakası veya How I Met Your Mother türünde yapımlar, şiddet temalı içeriklere gerçek bir alternatif oluşturabilir mi?

Doğrudan bir alternatif sayılmaz… Çünkü amaçları farklıdır. Ancak algının değişmesinde kısmen rol oynayabilir. Hatta en sıkıcı uğraş bile, boş kalmaktan daha iyidir. Örneğin çoğumuzun yabancı olmadığı bir deneyim üzerinden örnek vereyim: Diş hekimi kliniğine gittiğimizde, bekleme salonunda genellikle normalde dikkat etmeyeceğimiz dergiler olur. Ama başka bir alternatif olmadığı için bir süre sonra o dergileri alıp karıştırmaya başlarız. Aslında bu ideal bir seçim değildir; sadece mevcut olan tek seçenektir. Bir süre sonra ise insan, maruz kaldığı şeye alışabilir ve hatta onu kabul etmeye başlayabilir.


Dizi ve filmler, yalnızca hikaye anlatan yapımlar değil; aynı zamanda toplumsal bilinç, değer sistemi ve davranış biçimleri üzerinde etkili kültürel araçlardır. Şiddet ve suç temalarının yoğun kullanımı tek başına belirleyici olmasa da, sürekli maruz kalma, normalleşme ve rol model etkisi gibi süreçlerle birey üzerinde dolaylı etkiler oluşturabilir. Bu nedenle medya içeriklerinin dengeli, bilinçli ve sorumluluk bilinciyle üretilmesi büyük önem taşımaktadır.

Yorumlar


Siyasal İletişim ve Marka Akademisi

bottom of page