top of page

Cadılar Bayramı Değil, Kültür Meselesi

Yazarın fotoğrafı: Ersoy Dede
Ersoy Dede
39 dakika önce
2 dakikada okunur
Bu makale Politika & Retorik Dergisi'nde yayımlanmıştır. Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak makalenin PDF versiyonunu indirebilirsiniz.
Görsel 1: Cadılar Bayramı için süslenmiş bir ev
Görsel 1: Cadılar Bayramı için süslenmiş bir ev

Cadılar Bayramı yaklaşıyor..


31 Ekim’de dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de kostümlü partiler düzenlenecek, çocuklar korkunç maskeler takacak, alışveriş merkezleri balkabaklarıyla süslenecek. Üstelik artık yalnızca yabancı okullarda ya da birkaç eğlence mekânında değil, ülkenin dört bir yanında..


Bunda kötü olan ne var?


Aslında hiçbir şey..


İnsanların bir araya gelmesini, birlikte eğlenmesini, ortak heyecanlar yaşamasını önemsiyorum. Toplumları ayakta tutan unsurlardan biri de zaten bu ortak ritüellerdir. İnsanların gündelik hayatın sıkıntılarından uzaklaşıp birlikte gülmesinden neden rahatsız olalım?


Ama benim başka bir sorum var..


Biz ne zaman başkalarının bayramlarını kutlayan, kendi kültürünü ise dünyaya anlatamayan bir toplum hâline geldik?


Cadılar Bayramı’nın kökleri, eski Kelt topluluklarının Samhain adı verilen mevsimsel törenlerine kadar uzanıyor. Zaman içerisinde Hristiyan gelenekleriyle etkileşime giren bu kutlamalar, özellikle Amerikan popüler kültürünün etkisiyle bugünkü ticari ve eğlenceli biçimini kazandı.


Şimdi dünyanın dört bir yanında kutlanıyor.


Tıpkı Sevgililer Günü gibi..


Sevgililer Günü’nün tarihsel kökleri Batı’nın dinî ve kültürel geleneklerine dayanıyor. Ancak 20. yüzyılda reklamcılık ve tüketim kültürü sayesinde küresel bir alışveriş organizasyonuna dönüştü.


Çiçekçiler, çikolata üreticileri, restoranlar, hediyelik eşya şirketleri..


Hepsi bu takvimin bir parçası.


Dikkat edin, mesele yalnızca kültür değil. Aynı zamanda muazzam bir ekonomi..


Kültür emperyalizmi dediğimiz şey her zaman tankla, tüfekle, siyasi baskıyla gelmiyor. Bazen bir sinema filmiyle, bazen bir şarkıyla, bazen de çocukların taktığı sevimli bir cadı şapkasıyla geliyor.


Üstelik kimse kimseyi zorlamıyor. İnsanlar gönüllü olarak katılıyor, eğleniyor, para harcıyor. Kültürel etkinin en güçlü biçimi de zaten bu. Size yabancı olan bir alışkanlığın zamanla hayatınızın doğal parçasına dönüşmesi..


Peki biz?


Mesela Hıdırellez..

Görsel 2: İstanbul Ahırkapı’da Hıdırellez şenliği, 2013
Görsel 2: İstanbul Ahırkapı’da Hıdırellez şenliği, 2013

Baharın gelişini, bereketi, umudu, dayanışmayı temsil eden muhteşem bir gelenek. Üstelik 2017 yılında Türkiye ve Kuzey Makedonya’nın ortak başvurusuyla UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne kaydedilmiş.


Ya Nevruz?


Binlerce yıllık geçmişiyle geniş bir coğrafyanın ortak kültürel mirası. Zaten farklı ülkelerde kutlanıyor. Ama biz bu büyük kültürel birikimin uluslararası tanıtımında ne kadar etkiliyiz?


Ya bizim mahalle iftarlarımız, bayramlaşmalarımız, çocuk şenliklerimiz?


Neden dünyanın başka şehirlerinde Türk kültüründen doğmuş, insanların heyecanla beklediği uluslararası organizasyonlar oluşturamıyoruz?


Burada mesele yabancı kültürlere kapıları kapatmak değil. Tam tersine, dünyaya açılmak..

Ama kültürel alışverişin tek yönlü olması ciddi bir mesele.


Onlar bize bayramlarını, eğlencelerini, tüketim alışkanlıklarını ve hatta takvimlerini ihraç ediyor. Biz ise çoğu zaman bunları büyük bir hevesle ithal ediyoruz.


Oysa kültürel zenginlik yalnızca başkalarının ürettiklerini tüketmekle oluşmaz. Kendi değerlerini çağın diliyle yeniden yorumlayıp dünyaya sunabilmekle oluşur.


Cadılar Bayramı kutlayan çocuklara kızmak yerine, Hıdırellez’i dünyanın dört bir yanındaki çocukların heyecanla bekleyeceği bir şenliğe nasıl dönüştürebileceğimizi düşünmeliyiz.


Çünkü asıl mesele çocukların cadı kostümü giymesi değil..


Asıl mesele, bizim dünyaya giydirebildiğimiz bir kültürel kostümümüzün olup olmadığı.


Ve galiba artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:


Neden dünyanın eğlencesini ithal ediyoruz da kendi neşemizi ihraç edemiyoruz?

 
 
 

Yorumlar


Siyasal İletişim ve Marka Akademisi

bottom of page