top of page

Cumhuriyet 103 Yaşında

Yazarın fotoğrafı: Dr. Erol Mütercimler
Dr. Erol Mütercimler
1 saat önce
12 dakikada okunur
Bu makale Politika & Retorik Dergisi'nde yayımlanmıştır. Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak makalenin PDF versiyonunu indirebilirsiniz.

Görsel 1: Gazi Mustafa Kemal, İsmet Paşa (İnönü), Fevzi Paşa (Çakmak) ve kabine üyeleri, Cumhuriyet’in altıncı yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çıkarken, Ankara, 29 Ekim 1929
Görsel 1: Gazi Mustafa Kemal, İsmet Paşa (İnönü), Fevzi Paşa (Çakmak) ve kabine üyeleri, Cumhuriyet’in altıncı yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çıkarken, Ankara, 29 Ekim 1929

Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında. Henüz çok genç ama yaşadıkları ve tanıklık ettikleri iki üç yüz yılda yaşanabileceklere direndi.


Önce cumhuriyetin tanımından başlayalım. Antik çağdan beri siyaset biliminde tanımı çok yalın “monarşik olmayan tüm siyasal rejimlere cumhuriyet” denir.


Dünya siyasal atlasını karşımıza koyup kaç cumhuriyet var diye saysak cumhuriyetlerin nitelikler bakımından birbirine benzemediğini fark ederiz. En farklı tanımı da “cumhuriyetimiz” için yapmaktayız; “egemenliği kutsaldan alıp bireye veren, kuldan vatandaş, ümmetten millet yaratan, bunu da laik dünya görüşü” üzerine kurgulamış olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.


Genç Osmanlılar hareketinden itibaren Osmanlı aydınları, entelektüelleri gerek sürgün olduğu yıllarda gerekse eğitim-öğrenim amacıyla resmi olarak gönderildikleri Avrupa’da laiklik, sekülerlik, cumhuriyet kavramlarının olguya dönüştürüldüğünü yaşam pratiklerinde gözlemlediler.


Osmanlı’nın 1699 Karlofça Antlaşması sonrası Avrupa’dan uzaklaştığını, İmparatorluğun parçalanmaya gideceğini anladılar. 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 ilk Anayasa ilanı ve parlamentonun açılışı, 1908 İkinci Meşrutiyet’in ilanı, İslamcılık-Osmanlıcılık- Batıcılık ve Türkçülük dört düşünce akımı savunucuları dünyanın özellikle Avrupa emperyalizminin varmaya çalıştığı hedefi çözdüler. Harp okulu ve akademideki ders programları, askeri ve sivil tıbbiye okullarındaki eğitim programı ile Avrupa’ya görgüleri artsın diye gönderilen subayların gözlem ve eğitimleri cumhuriyet fikrinin olgunlaşmasında önemli etken oldu.


1919 yılı Erzurum – Sivas Kongresi, 23 Nisan 1920 Ankara’da açılan Meclis’te yayınlanan beyanname “egemenlik kayıtsız koşulsuz halka aittir” veciz ifadesiyle dünyaya yayınlandı. Üstelik bu ifade yayınlandığında halife-sultan henüz makamında oturuyordu.


I. Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti ordusu birliklerinin Güney Kafkasya’dan çekilmesini öngörmüştür. Osmanlı Devleti bu hükme uyarak 4 Aralık 1918 tarihinde askerlerini 1877 yılından önceki Rusya sınırına aynı uzaklıktaki yere çekecektir. Fakat Kars’tan askerlerini 2 ay sonra çekme kararı almıştır.


30 Kasım 1918’de Kars Millî İslâm Şûrası Merkez-i Umumisi kurulmuştur. 17-18 Ocak 1919 tarihleri arasında gerçekleştirilen Büyük Kars Kongresi’nin sonucunda kurulan geçici hükûmet Elviye-i Selâse’nin tamamını kapsamakla birlikte Kars (Hükûmet merkezi), Batum, Ahıska, Ahılkelek, Artvin, Ardahan, Acara, Posof, Çıldır, Göle, Oltu, Karakurt, Sarıkamış, Karapınar, Kağızman, Kulp, Iğdır, Serdarabat, Aralık, Nuraşen, Nahçıvan, Culfa ve Ordubad gibi yerleri kapsamaktaydı. Kendine özgü bayrağı da olan Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti veya Kars Cumhuriyeti adlarıyla da bilinir. Demokratik bir cumhuriyettir. Kars ülkesi topraklarında yaşayan 18 yaşını bitirmiş kadın ve erkek 2 milyon seçmenin katılımıyla yapılan seçimler sonucunda parlamento oluşturulmuş; 24 yaşındakiler Meclis’e seçilmiştir. 24 Mart 1919 tarihinde Parlamento’da görüşülerek kabul edilen Anayasa (Kars) bu devletinde ilk anayasası olmuştur.


İngilizler, 12 Nisan 1919’da İngiliz Komutanlığı bir hafta hükümetin icraatını gözlemlemiş ve 19 Nisan 1919’da Kars’ı tamamen işgal ederek hükûmetin varlığına son verdiler. Parlamentonun 35 üyesini hapsettiler, bunlardan 11 kişiyi Malta Adasına sürgüne gönderdiler. İngilizler 25 Nisan’da bölgeden çekildiler.

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkıp kongreleri yapıp, Meclis’i açışından önce Kars’ta yerel parlamento ve kongreler yapılmış, 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin ilanından dört yıl önce “Kars Cumhuriyeti” ilan edilmiştir.


Demek ki, zaman zaman birilerinin ifade ettiği gibi 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya’da tesadüfen biraraya gelen 8 kişinin, ertesi gün cumhuriyet ilan edelim demesiyle ortaya çıkmamış. Millî Mücadele kadrosunun önünde bu topraklarda kurulmuş Ankara merkezli Cumhuriyet’in tarihsel belleğinde, 1876 ve 1909 tarihli iki Osmanlı devleti anayasası ile Kars Cumhuriyeti anayasası vardı. 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 20 Nisan 1924 tarihli Türkiye Cumhuriyeti anayasası bu birikimlerden ilham aldı.


Hep sorulur; Kasım 1922’de Sultan yurt dışına çıkarıldığına göre neden Cumhuriyet’in ilanı için 29 Ekim 1923 tarihine kadar beklendi?


Çünkü bir monarşi olan Osmanlı devletinin yerine kurulacak olan devletin uluslararası ilişkiler bağlamında, öteki uluslar tarafından varlığı kabul edilmeliydi. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da Anadolu’yu da parçalamaya gelmiş olan emperyalizmin temsilcisi İngiltere ve öteki devletler, yeni devletin varlığını kabul etmek zorunda kaldılar. Bunun sonucu olarak bu devlet siyasi rejim bakımından ya monarşi ya da cumhuriyet olacaktı.


Hükümetin oluşturulmasında, özellikle içişleri bakanı seçiminde Meclis’te büyük sorun yaşanmakta ve buna bir çözüm arayışı sürmektedir. 28 Ekim günü de tartışmalar devam etmiştir. Cumhuriyet’in ilanı sürecini Atatürk’ün Söylev’inde kendi özgün anlatımından izlemenin ufuk açıcı olacağını düşünmekteyim.


Fırka İdare Heyeti Kesin Bir Hükümet Listesi Hazırlayamadı


28 Ekim günü geç vakitte, toplantı hâlinde bulunan Fırka İdare Heyeti tarafından davet edildim. Fırka İdare Heyeti Başkanı Fethi Bey idi. Fethi Bey, Fırka adına İdare Heyetince bir aday listesi hazırlandığını ve bu konuda Fırka Genel Başkanı olduğum için benim de görüşümün alınması uygun görüldüğü için toplantılarına davet ettiklerini bildirdi. Tertip olunan listeye göz gezdirdim. Bence uygun olduğunu, fakat bu listede isimleri mevcut bulunan kimselerin de görüşlerinin alınması, kabul edip etmeyeceklerinin sorulması lâzım geldiğini söyledim. Bu teklifim münasip görüldü. Mesela Hariciye Vekâleti için mevzu-u bahis edilen Yusuf Kemal Bey’i davet ettik. Yusuf Kemal Bey bu listeye dahil olamayacağını bildirdi. Bundan ve buna benzer bazı vaziyetlerden anladım ki, Fırka İdare Heyeti da kabul edilebilir kesin bir aday listesi tertip edememektedir. İdare Heyeti üyelerine, icap eden kimselerle daha sıkı fikir alışverişinde bulunarak kesin bir liste tespit etmelerini tavsiye ettikten sonra yanlarından ayrıldım. Gece olmuştu. Çankaya’ya gitmek üzere Meclis binasını terk ederken, koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit Paşalara tesadüf ettim. Ali Fuat Paşa Ankara’dan hareket ederken, bunların Ankara’ya geldiklerini o günkü gazetede, “Bir uğurlama ve bir karşılama” başlığı altında okumuştum. Henüz kendileriyle görüşmemiştim. Benimle konuşmak üzere geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini, Müdafaa-i Milliye Vekili Kâzım Paşa vasıtasıyla tebliğ ettim. İsmet Paşa ile Kâzım Paşa’ya ve Fethi Bey’e de Çankaya’ya benimle beraber gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim zaman, orada beni görmek üzere gelmiş bulunan Rize Mebusu Fuat, Afyonkarahisar Mebusu Ruşen Eşref Beylerle karşılaştım. Onları da yemeğe alıkoydum.


Cumhuriyet’in İlanı Kararını Nerede ve Kimlere Söyledim?


Yemek esnasında, “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz!” dedim. Orada bulunan arkadaşlar derhal düşünceme iştirak ettiler. Yemeği terk ettik. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği hakkında kısa bir program yaparak arkadaşları vazifelendirdim.


Tespit ettiğim programın ve verdiğim talimatın tatbikatını göreceksiniz!


Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyet ilanına karar vermek için, Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü onların zaten ve tabiaten benimle bu hususta hemfikir olduklarına şüphe etmiyordum. Hâlbuki o esnada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı hâlde, kendilerine haber verilmeden, fikir ve rızaları alınmadan Cumhuriyet’in ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma vesilesi saydılar.


Cumhuriyet’in İlanı ile İlgili Kanunu İsmet Paşa’yla Hazırladık


O gece beraber olduğumuz arkadaşlar beni erkenden terk ettiler. Yalnız İsmet Paşa Çankaya’da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun teklifi müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun (Anayasa) devlet şeklini tespit eden maddelerini şu surette değiştirmiştim: Birinci maddenin nihayetine, “Türkiye Devleti’nin Hükümet Şekli Cumhuriyet’tir” cümlesini ilave ettim. Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim: “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükümetin ayırdığı idare kollarını İcra Vekilleri vasıtasıyla yönetir.”


Bundan başka Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun asli maddelerinden olan sekizinci ve dokuzuncu maddelerle de değiştirilerek ve açıklığa kavuşturularak şu maddeler yazıldı:


“Madde: Türkiye Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Heyeti tarafından kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı vazifesi, yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilmesine kadar devam eder. Tekrar seçilmesi mümkündür.”


“Madde: Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır. Bu sıfatla, lüzum gördükçe Meclis’e ve Vekiller Heyeti’ne başkanlık eder.”


“Madde: Başvekil, Cumhurbaşkanı tarafından ve Meclis üyeleri arasından seçilir. Diğer vekiller, Başvekiller tarafından ve yine Meclis üyeleri arasından seçildikten sonra Cumhurbaşkanı tarafından hepsi birden Meclis’in onayına arz olunur. Meclis toplantı hâlinde değilse, onaylama Meclis’in toplantısına bırakılır.”


Bu maddelere encümen ve Meclis’te din ve lisana ait malûmunuz olan bir madde de ilave edilmiştir.


29 Ekim 1923 Günü Halk Fırkası’nda Yapılan Görüşmeler


Muhterem Efendiler, şimdi arzu buyurursanız heyet-i âliyyenize 29 Ekim 1923 Pazartesi günü Ankara’da cereyan etmiş olan hadiseyi kısaca tasvire çalışacağım.


Pazartesi günü öğleden evvel saat onda Halk Fırkası Grubu, Grup İdare Heyeti Başkanı Fethi Bey’in başkanlığında toplandı. Vekiller Heyeti üyelerinin seçimi görüşmelerine başlandı:


Başkan- İdare Heyeti, hazırlık niteliğinde olmak üzere, genel heyete sunulmak üzere bir Vekiller Heyeti listesi tertip etti. İdare Heyeti, kati bir şey tespit etmiş değildir. Karar, muhterem heyetinizindir. Kabul ederseniz okunsun sözleriyle, genel kurula, başkanlığında Fuat Paşa’nın bulunduğu bir hükümet listesi sunar. Okunan bu listede, İktisat Vekâleti’ne aday gösterilen Celal Bey (İzmir) söz alarak Vekiller Heyeti’nin ehemmiyetinden bahsetmiş ve kendisinin seçilmemesini teklif etmiş. Bilhassa “bu listede isimleri görülen kimseler çekilenlerden daha kuvvetli değildir. Bizden refah ve ıslahat isteyen bir millet vardır. Herhalde yeniler eskilerden kuvvetli olmalıdır. Seçimde acele etmeyelim. Hele ki Heyet-i Vekile Başkanı’nı seçerken iyi düşünelim” görüşünü ileri sürmüş.


Saip Bey (Kozan)- Meclis Başkanlığı’na Fethi Bey, Heyet-i Vekile Başkanlığa İsmet Paşa seçilmelidir, demiş.


Ekrem Bey (Lazistan)- Yeni hükümet, eski hükümetin boşluğunu doldurabilecek mi? Bu hususta fikirlerini, Reis Paşa Hazretleri, mümkünse fikirlerini beyan buyursunlar; aydınlanalım, şeklinde konuşmuş (Ben Meclis’te henüz hazır bulunmuyordum).


Zülfü Bey (Diyarbekir)- Vazife Fırka Divanı’nındır. Bu hak, Grup İdare Heyeti’nin değildir. Divan toplansın!… talebinde bulunmuş...

Görsel 2: Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Sivas, 21 Eylül 1919
Görsel 2: Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Sivas, 21 Eylül 1919

Mehmet Efendi (Bolu)- Seçilecek Heyet-i Vekile ancak bir ay devam edebilir. Seçimlerin böyle sık sık tekerrürü, memleket ve milleti fena ve müşkil bir hâle sevk eder. Heyet-i Vekile istifa sebebini açıkça anlatmazsa, herhangi bir heyet-i vekile seçimine katılmam. Sebebi anlayalım, sonra seçim yapalım.


Faik Bey (Tekirdağ)- Listede gösterilen isimler evvelkilerden kuvvetli değildir. Divan toplanıp bu meseleyi halletsin.


Vasıf Bey (Saruhan)- (İsmet Paşa’nın hizmetlerinden bahsettikten sonra) Memleketi, milleti niçin terk ediyor? Liderlerimiz bizi aydınlatmamıştır. Muhterem Başkanımız (beni kastetmiş olacak) bizi niçin aydınlatmıyor demiş ve uzun beyanlarda bulunmuş.


Necati Bey (İzmir)- Memleketin istinat ettiği kimselerin bizi bırakıp ayrılmalarını kabul edemeyiz. Muhterem Başkanımız bizi aydınlatsın ve ikaz etsin. Dahilen ve haricen kuvvetli bir Heyet-i Vekile’ye kesin ihtiyacımız vardır.


Başkan Fethi Bey- İdare Heyeti’nin yaptığı bu liste ne Paşa’nın ve ne de İdare Heyeti’nindir izahında bulunmaya lüzum görmüş.


Doktor Fikri Bey (Ertuğrul)- Vasıf ve Necati Beylerin fikirlerine katılırım. Memleket süt liman değildir. Memleket idaresi, gelişigüzel yapılacak bir seçime terk etmek olmaz. Kuvvetli kişilerden bir heyet seçilmelidir.


Recep Bey (Kütahya)- Arkadaşlar sözlerini bitirsinler, sonra Gazi Paşa Hazretleri söylesinler (Henüz toplantıda değildim).


İlyas Sami Bey (Muş)- Muhterem Başkanımız Gazi Paşa Hazretleri, fikirlerini beyan buyursunlar. Buhranın, doğduğu gün hâlli daha faydalıdır. Erteleme şiddetlenmesine yol açar. Bir Heyet-i Vekile Başkanı seçelim. Yirmi dört saatlik bir süre tanıyalım. Arkadaşlarını bulsun. Kuvvetli bir hükümet vücuda gelsin.


Abdurrahman Şeref Bey (Merhum İstanbul Mebusu)- Bazı arkadaşlar telaş ediyorlar. Bu her memlekette yaşanan bir şeydir. Cümlemizin maksadı, vatanın saadetidir. Bir makine kurup tıkır tıkır işletmiyoruz. Bu da doğru. Kuvvetli bir hükümet nasıl bulmalı, hastalığı ne suretle keşfetmeli? Teşkilât-ı Esasiye Kanunumuzu göz önüne alalım. Hükümetin vazifesini tayin edelim. Meclis, kanaatlerini söylesin. Ondan sonra Reis Paşamız da kanaatlerini beyan buyursunlar. Bir neticeye varalım. Herkes bir işe yarar. Herkesi yaradığı işte kullanmalı. Şahıslardan söz etmeyelim. Vatanın âli maksatlarında birlikteyiz. Reis Paşa Hazretleri görüşlerini ifade buyursunlar.


Eyüp Sabri Efendi (Konya)- Mutlaka bir seçim karşısındayız. Bundan evvelki Heyet-i Vekile üyelerinin yeniden seçilmiş olsalar bile vazifeyi kabul etmeyeceklerine dair karar verdiklerini işitiyoruz. Meclis-i Âli bu kararı kaldırmalıdır.


Recep Bey (Kütahya)- Üç esaslı noktaya dokunacağım. Birincisi şekil, ikincisi çalışma eksikliği, üçüncüsü manevi birliğimizde açılan gediktir. Şekillerde noksan olursa iyi bir netice vermez. Eldeki listedeki kıymetli arkadaşlar hangi zamanda, hangi şartlar altında çalışacaklardır, belli değil. Kuvvetli bir zatın kendi arkadaşlarını bularak kuvvetli bir hükümet teşkil etmesi lâzımdır.


Talât Bey (Ardahan)- Recep ve Abdurrahman Şeref Beyler pek güzel izah buyurdular. İcra Vekilleri Heyeti Başkanının vazifesi nedir? Vazife ve Mesuliyet Kanunu’nu hâlâ çıkaramadık. Gazi Paşa Hazretleri bizi aydınlatsınlar, demiş.


Meselenin Çözümüne Memur Edildim


Başkan, bundan sonra müzakerenin yeterliğini oya koymuş. Müzakere yeterli görüldükten sonra birtakım takrirler okunmuş. Bu takrirlerden Kemalettin Sami Paşa’nın takriri kabul olunmuş. Bu takririn muhteviyatına göre, ben Genel Başkan sıfatıyla meselenin çözüme bağlanması için Fırka Meclisi tarafından memur ediliyordum.


Müzakerenin cereyanı esnasında Çankaya’da ikametgâhımda bulunuyordum. Kemalettin Sami Paşa’nın takririnin kabul edilmesi üzerine, toplantıya davet edildim. Toplantı salonuna girer girmez doğru kürsüye çıktım ve kısaca şu mütalaa ve teklifi ortaya attım.


“Efendiler!” dedim, “Heyet-i Vekile üyelerinin seçiminde görüş birliği sağlanamadığı anlaşılmıştır. Bana bir saat kadar müsaade buyurun. Bulacağım çözüm yolunu arz ederim.”


Başkan Fethi Bey teklifi oya koydu. Kabul olundu.


Efendiler, bu bir saat zarfında icap eden kimseleri Meclis’teki odama davet ederek onlara 28/29 Ekim gecesi hazırladığım kanun müsveddesini gösterdim ve kendileriyle fikir alışverişinde bulundum.


28/29 Ekim Gecesi Hazırladığım Kanun Müsveddesini Teklif Ettim


Öğleden sonra 1.30’da Fırka Genel Heyeti yeniden Fethi Bey’in başkanlığında toplandı. İlk söz bendeydi. Kürsüye çıktım ve şu beyanatta bulundum:


“Muhterem Arkadaşlar, üzerinde durduğumuz, meselenin çözümünde karşılaşılan güçlüklerin sebebi bütün arkadaşlarca anlaşılmıştır, zannederim. Noksan ve kusur takip etmekte olduğumuz usul ve surettedir. Hakikaten yürürlükteki Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’muza göre bir heyet-i vekile teşkiline teşebbüs ettiğimiz zaman, bütün arkadaşların her biri vekilleri ve Heyet-i Vekile’yi seçmek mecburiyetinde bulunuyor. Hepinizin birden Heyet-i Vekile üyelerini seçmek zorunda kalmanızda görülen müşkilatın hâlli zamanı gelmiştir. Geçen dönemde de aynı surette müşkilatla karşılaşılıyordu. Görülüyor ki, bu usul bazen birçok karışıklığa yol açıyor. Yüce heyetiniz, bu müşkilin hâlline beni memur kıldınız. Ben de bu arz ettiğim kanaatten ilhamla, düşündüğüm şekli tespit ettim. Onu teklif edeceğim. Teklifim kabul edilirse kuvvetli ve kendi içinde dayanışma gösteren bir hükümet kurmak mümkün olacaktır. Devletimizin şekil ve mahiyetini tespit eden ve hepimiz için bir gaye olan Teşkilât-ı Esasiye Kanunumuzun bazı noktalarına açıklık kazandırmak lâzımdır.” Teklif şudur, dedikten sonra, malûm müsveddeyi okutmak üzere kâtip beylerden birine uzatarak kürsüyü terk ettim.


Teklifimin mahiyeti anlaşıldıktan sonra tartışmalar başladı.


Sabit Bey (Erzincan)- Kabine usulünün lehindeyim. Fakat Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda değişiklik yapılması teklifi ile bugünkü buhranı halletmek mümkün değildir. Biz şimdi bir Heyet-i Vekile Başkanı seçelim. Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun değiştirilmesini sonra düşünürüz, dedi.


Hâzım Bey (Niğde): Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu biz yapabilir miyiz? Zannımca yapamayız. Yetkimiz varsa, bu, Fırka’da olmaz. Fırkada müzakere edildikten sonra açık oturumda kimse söz söyleyemiyor. Milletin hayatını ilgilendiren kanunların burada kati bir surette halline taraftar değilim. Bu gibi kanunlar açık oturumda ve serbestçe görüşülmeli ve her şeyden evvel kabine buhranını halledelim.


Yunus Nadi Bey, şu yolda Hâzım Bey’e cevap verdi:


Hani memleket ilk defa Kanun-i Esasi (anayasa) yaparsa, onun için bir kurucu meclis oluşturmuştur. Bizde ise bu gibi meselelerde ayrıca bir kurucu meclis tesis edileceği açıkça belirtilmemiştir. Bizde her vakit bu gibi değişiklikler olmuştur. Bizden evvelki Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu zeminde yürümüştür. Buna salahiyetimiz vardır. Tereddüt buyurulmasın. Şimdi biz, kabine buhranının hallini Reis Paşa Hazretlerine bıraktık. O da bize bu teklifi getirdi. Bu teklifte gösterilen usulü, bütün arkadaşlar ayrı ayrı düşünmüştür. Şimdi bunu tespit lâzımdır. Teklif edilen şekil zaten mevcuttur. Buna bir açıklık verip, daha belirli şekilde tespit edeceğiz.


Vehbi Bey (Karesi [Balıkesir])- Biz şimdiye kadar görüşüldüğünü işittiğimiz Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’ndan haberdar değiliz. Gazetelerde gördük hakikaten. Bu kâfi mi? Bu bakımdan biz bu konuyu bir bütün olarak görüşmek üzere daha sonraya bırakıp evvela buhranı halledelim.


Halil Bey- Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun değiştirilmesine ve yeniden yapılmasına salahiyetimiz vardır. Fakat yapılacak bu değişiklikler, hakikaten vatan ve milletimizin saadetini sağlayabilecek midir? Bunu söylemek lâzımdır. Bunu, hukuk erbabından, hukuk ulemasından olan arkadaşlarımız gelsinler, izah etsinler. İzahat verilmedikçe bunun derhal halledilmesine taraftar değilim.


Üyelerden biri- Teşkilât-ı Esasiye Kanunu öyle gelişigüzel düzeltilemez.


Hamdullah Suphi (İstanbul)- Dört sene evvel, ayrı ayrı seçilmenin zararlarını söylemiştim. Bugün de aynı hâl baş gösterdi. Gazi Paşa’nın teklifine gelince, bu yeni değildir. Dört sene evvel yapılan bir kanunun daha açık olarak ifadesinden ibarettir. Bu yüzden bu değişikliğin aleyhinde söz söyleyecekler gelsin, fikirlerini söylesinler. Fakat zamanımızın uzun uzadıya beklemeye tahammülü yoktur.


Ragıp Bey (Kütahya)- Kanunların en iyisi, hadiselerden ve ihtiyaçtan doğanıdır. İhtiyaç ise meydandadır. Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun ikmali lâzımdır. İzahı icap eder. Teklifin derhal görüşülmesine geçelim.


Adliye Vekili merhum Seyit Bey- Teklif edilen şekil yeni bir şey değildir. Mevcut Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun izaha kavuşturulması ve tespitidir. Kanunları ihtiyaç yapar. Teorik görüşler yapmaz. Zaman, hadiseler her şeye hâkimdir. Gelişmenin kanunu değişmez, kati bir kuraldır. Teklif edilen şekilde bir yenilik yoktur. Mevcut şekli, daha açık ve belirli olarak ifade edersek, millet ve memleketimizin faydasına elbet daha uygun hareket etmiş oluruz.


Hükümetimizin Şekli Mutlaka Cumhuriyet Olacaktır


Merhum Seyit Bey’in görüşüne Abidin Bey (Saruhan) şu cevabı verdi: Evvela hükümet buhranını halledelim.


Eyüp Sabri Efendi’nin (Konya) görüşü şu idi: Biz, Gazi Paşa Hazretlerini hakem yaptık. Bizim, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu değiştirmeye salahiyetimiz yok demek, gayrimeşru olduğumuzu kabul etmek demektir. Meclisin, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu değiştirme salahiyeti meydandadır. Hükümetimizin şekli mutlaka Cumhuriyet olacaktır...


Bundan sonra İsmet Paşa söz alarak şu yolda beyanatta bulundu:


Fırka Başkanı’nın teklifini kabule ihtiyaç kesindir. Bütün dünya, bizim bir hükümet şekli görüştüğümüzü biliyor. Bu müzakerelerimizi bir neticeye bağlayıp ifade etmemek, zaaf ve karışıklığı sürdürmekten başka bir şey değildir. Bir tecrübeden bahsedeyim. Avrupa diplomatları bu hususta beni ikaz ettiler. Devletin başkanı yoktur, dediler. Şimdiki idare şeklinize göre başkan, Meclis Başkanı’dır. Demek ki, siz bir başka başkan bekliyorsunuz. Avrupa’nın düşüncesi işte budur. Hâlbuki biz böyle düşünmüyoruz. Millet, hâkimiyetini ve mukadderatını bilfiil eline almıştır. O hâlde bunu hukuki olarak dile getirmekten neden çekiniyoruz? Cumhurbaşkanı olmadan Başvekil seçilmesi kanunsuz olur. Bunda şüpheye mahal yoktur. Başvekilin seçilebilmesini kanuni ve mümkün kılabilmek için, Gazi Paşa Hazretlerinin teklifinin kanuniyet kazanması lâzımdır. Genelleşmiş olan bir zaafın sürdürülmesinin mânâsı yoktur. Fırkanın bütün millete karşı yüklendiği mesuliyetin icaplarına uygun olarak hareket etmek zaruridir.


İsmet Paşa’dan sonra, merhum Abdurrahman Şeref Bey’in beyanatında şu sözler vardı:


“Hükümet şekillerinin teker teker sayılmasına lüzum yok. Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.”


Bundan sonra Yusuf Kemal Bey, teklifin kabulü lüzumuna dair uzun bilgiler verdi ve mütalaalarda bulundu, “bunun derhal kanunlaşması için gerekli işlemin tamamlanmasını teklif ederim” dedi.


Teklifim Görüşüldü ve “Yaşasın Cumhuriyet” Sesleri Arasında Kabul Edildi


Abdullah Azmi Efendi’nin, “Meselesinin ehemmiyeti meydandadır. Müzakere devam etsin” diye yükselen itirazına rağmen yeterlik teklifi kabul edildi. Ondan sonra teklifimin bütünü ve arkasından da maddeleri birer birer okunarak müzakere ve kabul edildi.


Efendiler, Fırka toplantısına son verildi ve hemen Meclis toplantısı açıldı. Saat öğleden sonra altı idi. Kanun teklifi, Kanun-i Esasi Encümeni tarafından usulen tetkik edilerek zabıtları hazırlanırken, Meclis diğer bazı işlerle meşgul oldu. Nihayet, Başkanlık kürsüsünde oturan Başkan Vekili İsmet Bey (Paşa) Meclis’e şu bilgiyi verdi:


Görsel 3: Mustafa Kemal Paşa, 1922
Görsel 3: Mustafa Kemal Paşa, 1922

“Kanun-i Esasi Encümeni, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda değişiklikler yapılması ile ilgili önerinin hızla ve derhal görüşülmesini teklif ediyor.” “Kabul!” sesleri üzerine, zabıtlar okundu. Teklif edildiği gibi hızla müzakere edildi. Nihayet kanun, birçok hatiplerin “Yaşasın Cumhuriyet!” sedalarıyla alkışlanan hitabeler ile kabul edildi.


Ondan sonra, Cumhurbaşkanı seçilmesi için Meclis’te oylamaya geçildi. Toplanan oyların neticesini, Başkanlık kürsüsünde oturan İsmet Bey (Paşa) Genel Kurul’a şu suretle tebliğ eyledi:


“Türkiye Cumhurbaşkanlığı için yapılan oylamaya yüz elli sekiz zat iştirak eylemiş ve Cumhuriyet Başkanlığına yüz elli sekiz üye, müttefikan Ankara Mebusu Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini seçmişlerdir.”


Atatürk’ün Nutuk’undan


“Hakimiyet kayıtsız koşulsuz millete aittir” kararı demokrasinin ve laikliğin özüdür. Ancak, 103 yaşına gelen cumhuriyetimiz demokratikleştirilememiştir. Bu başarısızlık milli mücadeleyi yapan “müdafaa-i hukuk cemiyeti mensuplarının” ve “1923 yılı meclisi üyelerinin” değil İkinci Dünya Savaşı sonrası tüm parlamento üyeleri ve siyasi partilerin “suçudur”. Milli Mücadele sonrası kuvvetler birliği ilkesine göre yönetim anlaşılabilirdi. Askeri müdahaleler onaylanamaz, bunun üzerinde durmuyorum. Hazırlanmış 1961 Anayasasında çağdaş demokratik ülkeler anayasalarında yer alan kuvvetler ayrılığı ilkesi yer almasına karşın, müdahalelere karşın yine de yaşatmayı başardığımız laik cumhuriyet, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle” otokratik bir siyasi rejimi halk oylamasıyla çağdaş demokratik rejimlerde olmayan bir sistemi kurdurduk.


Demokrasi siyasal bir sistemdir ve yüzyıllar içinde koşulların değişimine, halkın gereksinimine göre farklılıklar gösterir.


20’nci yüzyılın başı, “soğuk savaş dönemi” demokrasi anlayışı değişmiştir. Bunu görmek gerekiyor. 21.yüzyılda çağdaş akıl demokrasiyi şöyle tanımlamakta; “farklılığın kabulü içe sindirilmesi ve yönetilmesidir.”

 
 
 

Yorumlar


Siyasal İletişim ve Marka Akademisi

bottom of page