top of page

Roma’da Bir Siyasi Marka İnşası: Jül Sezar, Algı Yönetimi ve Kişisel İktidarın İletişimi

  • Yazarın fotoğrafı: Deniz Dede
    Deniz Dede
  • 16 Oca
  • 5 dakikada okunur
sezar senatoda

Siyasal iktidar, yalnızca zor araçlarıyla değil; anlatılar, semboller ve duygular üzerinden de inşa edilebilir. Bu gerçek, modern siyasal iletişim literatürünün temel kabullerinden biridir. Ancak söz konusu dinamiklerin “modern” olmadığı, aksine tarihsel süreklilik taşıdığı unutulmamalıdır.

 

Antik Roma'nın en çok tanınan imparatorlarından Jül Sezar bu sürekliliğin en çarpıcı örneklerinden birini sunar. Roma İmparatorluğu’ndan bahsedildiğinde neredeyse her cümlede adı geçen Jül Sezar; askeri dehasından önce, ve belki de ondan daha kalıcı biçimde, algı yönetimi, kişisel markalaşma ve stratejik iletişim alanlarında kurduğu üstünlükle siyasal tarihe damga vurmuştur.

 

Max Weber’in kavramsallaştırdığı karizmatik otorite tipi, Sezar’da neredeyse saf hâliyle gözlemlenir. Bu karizma, kendiliğinden ortaya çıkan mistik bir nitelikten ziyade; bilinçli olarak kurulan, beslenen ve yeniden üretilen bir iletişim mimarisinin sonucudur. Sezar, adeta ilmek ilmek dokuyarak kendi markasını oluşturmuş, bu sayede de ölümünden sonra bile Roma halkının zihninde yer edinmeye devam edecek bir iz bırakmayı başarmıştır.

 

Popülist Konumlanma ve Hedef Kitle Okuması

 

Sezar’ın siyasal yükselişi, Roma aristokrasisini temsil eden Optimates’e karşı, halkçı Populares çizgide konumlanmasıyla mümkündür. Bu tercih ideolojik bir rastlantı değildir, Sezar’ın ailesinin bir vakit aristokrat kesime yakın olması da bu durumun en net göstergesidir. Sezar’ın stratejisi, net bir hedef kitle analizinin ürünüdür.

 

sezar sevkiyat gemilerini kontrol ediyor

Sezar sonrası dönemde de “Panem et Circenses (Ekmek ve Sirk)” şeklinde kavramsallaştırılan ana strateji, halkın ana ihtiyaçlarını karşılamanın iyi bir yönetimin en temel gereksinimi olduğu üzerinde durur. Bu stratejiye göre, ki Sezar Mısır’a yürüdüğünde bu konunun ne kadar önemli olduğu görülmüştü, halkın ana ihtiyacı olan gıdanın sağlanması, yönetimin ana görevidir. Bu görevi ne kadar doğru yaptığı da, halkın isyan etmesini kalıcı olarak önlemesinden kaynaklı olarak son derece önemliydi. Sezar, bunu çok iyi biliyordu. Ona göre, halk açlık çekmediği müddetçe politika ile ilgilenmez, yalnızca “iyi” olarak gördüğü liderin peşinden ilerlerdi. Yani ekonomik olarak sıkıntı çekmeyen halk, Sezar’ın iktidarı boyunca yaptığı gibi propaganda ve markalaşma çalışmalarına olumsuz yaklaşmaz; aksine kendi olumlu deneyimlerini de lideri ilgilendiren siyasal iletişim çalışmalarına dahil ederek kendini de sürecin bir parçası hâline getirir. Tekrar altını çizmek gerekir ki, bu durumun oluşmasındaki en büyük etken Sezar’ın, halkın ekonomik ve maddi beklentilerini merkeze alan bir dil kurmasından ileri gelir.

 

Pek çok kaynakta belirtildiği üzere Sezar’ın borçların yeniden yapılandırılması, toprak dağıtımı ve spesifik olarak veteranlara yönelik vaatleri ile pleblerin sadakatini konsolide ettiği bilinmektedir. Bu bağlamda Sezar, soyut “cumhuriyet erdemleri” yerine, somut ekonomik kazanımları önceleyen bir iletişim stratejisi geliştirmiştir. Sezar’ın kurduğu bu starteji elbette ki maddi ve politik gücü elinde bulunduran elitlerin pek hoşuna gitmemiştir; fakat Roma İmparatoru, elitlere karşı halkın tümünü maddiyatı da önceleyerek konsolide etmeyi başararak iktidarının sürekliliğine zemin hazırlamıştır. Bunu günümüzde pek çok ülkede haberlere yansıyan ve genelde de kamuoyunda karşılık bulan “halkçı” ve “elitizm karşıtı” siyasilerde de görmek mümkündür. Bu kişiler de sermayenin kontrolünün elitlerde olduğu ve halkın öncelenmediği propagandasına ağırlık vererek kendi desteklerini belirli bir oranın üzerinde tutmaya çalışırlar. Bu durum, özellikle seçim dönemlerinde kişisel iletişimlerinde onlara avantaj sağlar.

 

Commentarii ve İçerik Üzerinden Gündem Kontrolü

 

Sezar’ın bizzat kaleme aldığı Commentarii de Bello Gallico adlı eseri, yalnızca tarihsel bir askeri rapor olarak tarihe geçmemiştir. Bu eser, aynı zamanda siyasal iletişim bağlamında erken dönem bir içerik stratejisi örneğidir. Metnin gücü, ne söylediğinden çok nasıl söylediğinde yatar. Sezar, burada kendisinden üçüncü tekil şahıs ile bahseder. “Sezar şunu yaptı, Sezar şuraya gitti” şeklinde kurgulanan metin, bu sayede sahte bir nesnellik algısı oluşturarak halkı kendi anlatısına çekmiştir. Bu teknik, modern propaganda literatüründe “an

filtre balonu

latıcıyı silikleştirme yöntemiyle örtüşür. Bu yöntem ile bir konunun tarafı, “ben” dilini bırakır, kendisinden sanki başka biriymiş gibi bahseder ve yine kendi düşüncelerini, objektif bir fikir beyan ediyormuşçasına metne işler. Sezar’ın izlediği bu yöntem ile Roma kamuoyu, Galya’da yaşanan gelişmeleri çok büyük ölçüde Sezar’ın çizdiği çerçeveden takip edebilmiş, o eserdeki “objektif” yorumlamalar ile Sezar’ın anlatısına sadık kalmışlardır. Bu yöntemin önemli bir sonucu olarak, farklı anlatıların dolaşıma girmesi de sistematik biçimde engellenmiştir.

 

Bu yöntem, literatürde “gündem belirleme” adıyla da yer alabilir, ve genellikle medya araçları aracılığıyla uygulanır. Hikayeyi sahiplenici bir üslup ile bir araya geldiğinde ise kamuoyu, gündemi belirleyen aracın sunduğu içeriği benimser ve hikayeyi farkında bile olmadan tek taraflı görür.

 

Görsel İktidar: Numizmatik ve Sembolik Sermaye

 

Sezar, görsel iletişimin gücünü sezgisel olarak kavramış aktörlerden biridir. Bunu, paraya kendi portresini bastırması ile görmek mümkündür. Yaşayan bir Romalının kendi portresini paraya bastırması, dönemin normları açısından radikal bir kırılmadır. Bu hamle, otoritenin soyut bir senato kavramından çıkarılıp kişide ve yalnızca kişide somutlaştırılması anlamına gelir.

 

Paranın dolaşım hızı ve coğrafi yayılımı düşünüldüğünde, bu tercih son derece rasyonel bir iletişim kanalı seçimidir. Aynı zamanda defne tacı, kırmızı pelerin ve Pontifex Maximus unvanı gibi sembollerle askeri, siyasal ve dini meşruiyeti tek elde toplanmıştır.

 

sezar portreli roma parası

Görsel kimliğin sıkça tekrarlanması, üstelik bunu kamuoyunun kullanmasının zorunluluk durumunda olduğu bir araç ile gerçekleştirilmesi, kişinin markasının kamuoyunun zihnine yerleşmesinin en temel yollarından biridir. Günümüzde özellikle siyasal kampanyalarda bir siyasinin “her yerde” görülmesi, bu yöntemin izlendiğini gösterir. Arada iki bin yıl bulunmasına ve artık olağanüstü miktarlarda dikkat dağıtıcı unsurun yer almasına karşın hâla bu yöntem ile kamuoyunun zihninde kalıcı bir imaj çizmek mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken ana soru, “ne yapılmalı” değil “nasıl yapılmalı” olmalıdır. Sezar’ın çizdiği imajın parçalarının da özenle seçilmiş olması, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir husustur. Kontrolsüzce yapılan bir siyasal iletişim çalışması, detaylara dikkat edilmesinin zorluğundan dolayı beklenen başarıyı gösteremeyecektir.

 

Retorik Yoğunluk ve Sloganlaştırma

 

Sezar’ın kullandığı ifadeler net, karmaşık süslü cümlelerden uzak, doğrudan amaca yöneliktir. Örneğin “Veni, Vidi, Vici” ifadesi, siyasal slogan yazımının tarihsel zirvelerinden biridir. Zela Savaşı sonrası Senato’ya gönderilen bu üç kelimelik mesaj; hız, kesinlik ve mutlak başarı anlamlarını aynı anda taşır.

 

Burada önemli olan, askeri sürecin karmaşıklığının bilinçli biçimde görünmez kılınmasıdır. Lojistik, strateji ve risk; tek hamlede tüketilebilir bir başarı anlatısına indirgenmiştir. Bu, günümüz siyasetinde de sıkça görülen mesaj disiplini ve mikro-iletişim stratejilerinin erken bir örneğidir.

 

Clementia: Merhametin Güç Olarak Sunulması

 

Sezar’ın iç savaş sonrası izlediği clementia politikası, etik bir tercih olmaktan çok, yüksek bilinçli bir itibar yönetimi hamlesidir. Rakiplerini yok etmek yerine affetmesi, onu mutlak güce sahip bir figür olarak konumlandırmıştır. Affetme yetkisinin kendisinde olduğu mesajı ve bunu var olan otoritesini kullanarak yapması, rakiplerinin gözündeki meşruiyetini sağlamış ve otoritesini pekiştirmesini kolaylaştırmıştır.

 

düşmanı sezardan af diliyor

Bu strateji, hem halk nezdinde “tiran” algısını törpülemiş hem de affedilen elitleri psikolojik olarak borçlu hâle getirmiştir. Merhamet burada bir erdem değil, asimetrik güç göstergesidir.

 

Suikast, Liderlik Boşluğu ve Anlatı Savaşı

 

Sezar’ın Roma siyasetine yönetim stratejisi anlamında katkıları, öldürülene dek anlaşılamamıştır. Sezar’ın öldürülmesi, Roma’da yalnızca bir iktidar boşluğu oluşturmakla kalmamış; aynı zamanda bir anlatı krizi de doğurmuştur. Brutus ve komplocular, eylemi “cumhuriyetin kurtuluşu” olarak çerçevelemiş; ancak Sezar’ın halkla kurduğu duygusal ve maddi bağları göz ardı etmiştir. Bu, klasik bir yanlış hedef kitle okumasıdır. Sezar’ı destekleyen halkın zaten “cumhuriyet”e ihtiyacı yoktu; onlar zaten Sezar halkı öncelediği için onu destekliyor ve iktidarının meşruiyetini bu şekilde ona vermiş oluyordu.

 

sezar savaşa hazırlanıyor

Brutus ve komplocuların başarısız propaganda girişimlerine karşı Marcus Antonius, cenaze törenini yüksek etkili bir siyasal iletişim sahnesine dönüştürmüştür. Cenazede Sezar’ın kanlı togası, yüksek sesle okunan vasiyeti ve Sezar’ın ölümünden sonra halka bırakılan maddi kazanımlar; soyut özgürlük söylemini kısa sürede anlamsızlaştırmıştır. Bu karşılıklı oluşturulan siyaset stratejileri; siyasal iletişimde duygusal çekiciliğin, rasyonel ideolojik argümanlara karşı neden sıklıkla üstün geldiğini açık biçimde gösterir.

 

Sonuç

 

Jül Sezar’ın siyasal kariyeri, askeri tarihteki yeri de korunarak siyasal iletişim literatüründe de okunmayı hak eder. O, gücün yalnızca zorla değil; hikâye, sembol ve algı üzerinden kurulduğunu erken dönemde kavramış kritik bir siyasal aktördür. Sezar’ın mirası, modern siyasal markaların hâla kullandığı pek çok stratejinin tarihsel kökenini oluşturur: gündemi sahiplenmek, lideri merkeze almak, duyguyu rasyonelin önüne geçirmek ve merhameti dahi stratejik bir iletişim aracına dönüştürmek. Bu yönüyle Sezar, yalnızca Roma’nın değil; siyasal markalaşmanın da kurucu figürlerinden biri olarak literatürde yer edinmektedir.


Yorumlar


Siyasal İletişim ve Marka Akademisi

bottom of page